İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Gündem
  3. Ötekileştirme ve Ön Yargı

Ötekileştirme ve Ön Yargı

Ötekileştirme

Türkiye’de gerek siyasal gerek sosyal manada ciddi bir problem olan ötekileştirme konusu toplumda derin yaralar açmaya devam ediyor. Ön yargıdan beslenen bu davranış tarzı ile kişi kendisinden olmayana nefret duyma hissi yaşayabiliyor. Ülkemizde sokağa çıktığınız andan itibaren ötekileştirme örneklerini görmeniz mümkün. Bu sorun ne yazık ki farklı gruplar ya da ırklar arasında zamanla daha da zıtlaşma ve düşmanlaşmaya kadar gidebiliyor. Peki Türkiye’ de ötekileştirme nasıl yapılıyor? Aslında ülkemizde ötekileştirme konusu bir kaç şekilde olabiliyor. Ekonomik farklılıklar, ırklar, dini konulardaki farklılıklar, siyasi ayrışmalar şeklinde gruplandırılabilir.

Zengin-Fakir Ayırımı

Hala gelişmekte olan ülkeler arasında olan Türkiye’de maalesef zengin ve fakir arasında ciddi bir uçurum bulunmaktadır. İnsanlar sokakta sadece giyimleri nedeniyle dışlanabiliyor. Ön yargı bağlamında da düşünecek olursak ülkemizde kıyafete göre kişiye değer verme konusu pek revaçda dır. Örneğin; herhangi resmi ya da kurumsal bir alanda iki farklı giyimde olan kişi olsun. Birinci kişi, biraz eski giysiler giymiş, saçları bakımsız görünen, diğeri ise şık kıyafetler ve topuklu ayakkabılar giyen ve saçları fönlü ve makyajlı olan bir kadın olsun. Bu iki kişinin oraya gelme sebebi aynı olsa da maalesef aynı karşılığı almaları neredeyse imkansız olacaktır. Çünkü bu ülkenin çoğunluğu kişilerin üzerindeki kıyafete göre öncelik verme ya da saygı duymayı öğrenmiştir.

Evet ön yargı sonradan öğrenilen ve alışkanlık haline gelen bir davranıştır. Yani kısacası ülkemizde salaş ve önemsiz giyinen birinin de zengin ya da saygın biri olabileceği düşünülemez. Ayrıca normal şartlarda zaten her iki kişi de kendince saygındır ve bunun para ile ilgisi olmamalıdır. Maddi konulardaki uçurumlar zengin ile fakirin yaşam alanlarını öyle sert bir çizgi ile ayırmıştır ki bu iki kişinin birbirinin yaşam tarzından bir haber olması da su götürmez bir gerçektir. Zenginlerin takıldığı mekanlar bellidir. Fakirlerin orada işi yoktur. Ya da fakirlerin yaşadığı mahalleler zenginler için iğrenç yerlerdir. Bu iki kesim ülkemizde birbirinden nefret eden gruplardan biridir.

Türkiye’de Irkçılık Gerçeği

Türkiye’de ırkçılık konusu herkesçe bilinen, çoğu kişinin hayatının bir parçası olan ve kutuplaşmayı arttıran önemli bir meseledir. Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Arap, Ermeni, Laz, Çerkez gibi birçok ırktan insanın bir arada yaşadığı Türkiye’ de ne yazık ki ırk ayrışmaları hiçbir zaman durulmaz. Özellikle ”Kürt sorunu” bu ülkenin en büyük problemlerinden biridir. Toplum öyle büyük bir ön yargıya sahiptir ki bu topluluk özellikle de beyaz Türk diye tabir edilen milliyetçi ve aynı zamanda da muhafazakarlar tarafından düşman gibi görülür. Bir yandan da muhafazakar Kürtlerin Araplardan hoşlanmama gibi bir durumu söz konusudur.

Ermenilere yönelik nefret söylemleri de hiçbir zaman hızını kesmemiştir. Irkçılık bu ülkede öyle yer etmiştir ki evlenecek iki gencin biri Laz biri Kürt olacağı zaman tüm sülale ayaklanıp bu evliliğe karşı çıkabilir. Bu nedenle etnik manada azınlıkta olan gruplar çocuklarının kendi içlerinde evlenmelerini isterler. Çerkezler de bu noktada iyi bir örnektir. Bu durumun nedeni kaybolma ve ırklarının tükenme endişesidir.

Ötekileştirme,Ön Yargı
Önerilen Yazı
Etkili İkna Teknikleri Ve İkna Etmenin 16 Yöntemi

Ülkemizde ”nerelisin?” sorusu ilk tanışmada yöneltilen sorulardandır. Çünkü kişi, tanıştığı kimseyi ona göre kendine yakın görecek ya da ötekileştirecektir. Örneğin; yeni tanışmış olduğu kişi Tuncelili ise muhtemelen Alevi’dir. Aslında çoğu kişi bu soruyu neden sorduğunu bile fark etmez. Çünkü ırkçılık aslında hemen hemen hepimizin kodlarında az da olsa vardır. Ve bu soruyu sorma sebebimizin altında yatan ana neden de muhatabımızın dost mu? yoksa düşman mı? olduğunu anlamaktır.

Muhafazakar Ve Seküler Çatışması

Ülkemizde ötekileştirmenin olduğu en bariz noktalardan biri de kişilerin dine yaklaşımları olmuştur. Türkiye’de en bilindik problemlerden biri olan baş örtüsü sorunu son yıllarda azalmış görünse de aslında daha aşılacak çok şey vardır. Ön yargının en yoğun olduğu konulardan biri olan dini kutuplaşma bu toplumun canını fena halde acıtmaktadır. Bunu basit bir örnek ile açıklamamız gerekir ise; Genelde baş örtüsü takan kadınlar cahil, geri kafalı olarak damgalanmıştır.

Bu kişilerin sorgulama yeteneği yoktur ve beyinlerini kullanma konusunda yeterli beceriye sahip değillerdir. Peki bu örneği ters köşe yaparak ele aldığımızda ne olur? Mini etek giymiş, alımlı ve seküler bir kadın yolda yürürken dindar camiadan kişiler ters ters bakabiliyor hatta bu kadın için namusuna dil uzatacak derecede dedikodu edebiliyorlardır. Bu örnekler erkekler üzerinden de verilebilir elbette.

Etrafımızda cübbe giyen sakallı olan kişiler gördüğümüz gibi daha farklı giyime sahip modern tarzı tercih eden erkekler de vardır.  Aslında mesele şudur: Kişinin kıyafeti dini yaşayış şeklini belirleyen tek şey değildir. Ya da baş örtüsü takmak aptallığın bir göstergesi olmadığı gibi mini etek giymek de kişiyi namusuz yapmaz. Hatta durum o kadar farklıdır ki dış görünüşünden yana ön yargıya kapıldığınız mini etek giyen kadın namaz kılan, oruç tutan, namuslu ve iyi bir müslüman olabileceği gibi baş örtülü bir kadın da aslında ibadetlerini aksatan ya da kötü niyetleri olan biri olabilir. Mesele şudur ki kimsenin dini kimseyi ilgilendirmemelidir. En nihayetinde herkes kendisinden sorumludur. Ön yargı sadece kişiyi utandıracak bir davranıştan başka bir şey değildir. “Sizin Dininiz Size, Benim Dinim Banadır” (Kur’an: 109/6)

Türkiye’de Siyasi Kutuplaşma

Ülkemizde ön yargı ve ötekileştirmenin ağır bastığı bir başka nokta da elbette kişilerin siyasi tercihleridir. Türkiye’deki siyasi gruplar; muhafazakar sağcılar, solcular, geziciler, İslamcılar, Kemalistler gibi isimlerle kutuplaşmıştır. Aslında ülkede temel problem partizanlık yapmaktır. Ne yazık ki ülkemize ciddi boyutta zarar veren particilik aynı toprağı paylaşan ve aynı dili konuşan insanları birbirine düşman etmiştir.

  • Kendinden farklı düşünene saygı duymama,
  • Kendi savunduğunun tek doğru olduğunu düşünme ya da zannetme,
  • Empati yapamama ve desteklediği ideolojinin eksiklerini ısrarla görmek istememe,
  • Savunduğu tarafın hatalarını eleştirme konusunda çekimser kalma,

Bu maddeler ülkemizdeki partizan ve ön yargılı kişilerin sahip olduğu özelliklerden bazılarıdır. Siyasi çatışma o kadar ciddi bir sorundur ki iki karşıt fikirdeki insan bir arada barınmakta ve arkadaşlık kurmakta dahi zorluk çekebilir. Hatta ülkemizde çoğu kişi kendi gibi düşünen kimseler ile arkadaşlık yapmayı tercih eder. Bu da ötekileştirme konusuna ciddi bir örnektir.

 Din, dil, ırk ve siyasi görüş fark etmeksizin karşımızdakine sadece ”insan” olarak bakmak en onurlu davranıştır. Ön yargılardan sıyrılmak elimizde olan bir şeydir ve ötekileştirmek kişinin hem kendisinde, hem karşısındakinde, hem de yaşadığı toplumda büyük yaralar açar. Bu nedenle gerek kıyafet, gerek siyasi fikirler, gerek ekonomik durum ya da ırklar karşımızdaki kişiye değer biçmemiz adına belirleyen noktalar olmamalıdır.

Görüş Ve Önerileriniz için Tıklayın

Sosyal Medya’dan Bizi Takip Etmek İçin Tıklayın

Yorum Yap

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

Görüşünü Bizimle Paylaşır mısın?